Araştırma Çıktıları | TR - Dizin
Permanent URI for this community
Browse
Browsing by Subject "[Fen > Eczacılık > Farmakoloji ve Eczacılık]"
Now showing 1 - 20 of 21
Results Per Page
Sort Options
Item Olanzapin’e bağlı diabetes mellitus: Bir olgu sunumu(2003) Ayşe Esen DANACI; Selin MIZRAK; Zeliha HEKİMSOY; İlkin İÇELLİOlanzapin, serotonin-dopamin antagonisti bir atipik antipsikotiktir ve şizofreni ve diğer psikotik bozuklukların sağaltımında kullanılmaktadır. Klasik antipsikotiklere göre sedasyon, ortostatik hipotansiyon, ekstrapiramidal ve antikolinerjik yan etkileri ortaya çıkarma olasılığı oldukça düşüktür. Bu yazıda 3 yıllık olanzapin kullanımından sonra diyabet tanısı alan 32 yaşında bir bayan hasta sunulmaktadır. Hastanın ailesinde diyabet öyküsü olmaması ve immun belirteçlerin negatif olması nedeniyle ortaya çıkan diyabetin olanzapin kullanımına bağlı olduğu düşünülmüştür.Olanzapin sağaltımı kesildikten sonra ise hastadaki diyabet tablosu düzelmiştir. Olanzapinin glikoz dengesinin bozulmasına nasıl neden olduğunu aydınlatmaya yönelik çalışmalara ve diyabeti bulunan ya da diyabet riski taşıyan hastalarda olanzapinin nasıl kullanılması gerektiğiyle ilgili yapılacak kontrollü çalışmalara gereksinim olduğu açıktır.Item Psikotrop ilaç yazılma sıklığı ve ilaç etkileşimleri: Sitokrom P450 Sistemi(2003) Mehmet Murat DEMET; Filiz DENİZ; Emine ŞİMŞEK; E. Oryal TAŞKIN; Artuner DEVECİAmaç: Bu çalışmada hekimlerin reçete uygulamalarında psikotrop ilaçlarla diğer gruptan ilaçların birlikte yazılma sıklığının belirlenmesi ve saptanan ilaç kombinasyonlarının sitokrom p450 izoenzim sistemi açısından değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Manisakent merkezinde faaliyet gösteren toplam 105 eczaneden 50’si ziyaret edilmiş, ziyaret sırasında eczanede bulunan ve birden fazla ilaç içeren toplam 2164 reçete çalışmanın örneklemini oluşturdu. Reçete içerikleri veri tabanına geçirilerek kombinasyonlar, sitokrom izoenzim sistemi temelinde değerlendirildi. Bulgular: Birden fazla ilaç içeren toplam 2164 reçetenin %16.6’sının (s=360) bir yada birden fazla psikotrop ilaç içerdiği, bu ilaçlar arasında antidepresanların %9.3 (s=202) oranla ilk sırada yer aldığı, toplam 19 reçetenin (tüm reçetelerin %0.87, psikotrop içeren reçetelerin %5.27)etkileşim olabilecek kombinasyon içerdiği saptandı. Sonuç: Sitokrom izoenzim sistemine göre klinik olarak anlamlı etkileşim olabilecek reçete sayısının oldukça az olması hasta sağlığını açısından sevindirici bir sonuçtur. Ayrıca bu çalışmada mevcut durumu saptamadığında sitokrom izoenzim sistemi üzerinden oluşabecek etkileşmlere dikkat çekme yönünden de bir yarar sağlayabilecektirItem Obsesif-kompulsif bozuklukta genetik çalışmalar(2005) Mehmet Murat DEMETObsesif-kompulsif bozukluk (OKB) zorla gelen yineleyici fikir, hayal ve dürtüler yani obsesyonlar ve katı, törensel ve zaman kaybına yol açan davranışlar, yani kompulsiyonlardan oluşan bir psikiyatrik bozukluktur. OKB'nin kalıtım özelliğine ilişkin ilk bulgular aile ve ikiz çalışmalarından elde edilmiştir. Segregasyon analizleri ise OKB kalıtımında majör bir gen bölgesinin sorumlu olabileceğine ilişkin bilgiler sağlamıştır. Yayımlanmış bulunan tek bağlantı çalışmasında 9p kromozom üzerinde çok noktalı bir bağlantı bulunduğu bildirilmiştir. Son dönemde ise genetik çalışmalar OKB etiyolojisinde rolü olduğu düşünülen bazı aday genler üzerinde yoğunlaşmış, özellikle serotonerjik ve dopaminerjik sisteme ilişkin genler üzerinde yapılan çalışmalar bu sistemlere ilişkin önceki klinik bulguları destekleyen sonuçlar sağlamıştır. Ayrıca, opioid, glutamaterjik ve immun sistemlere ilişkin genler ile nörogelişimsel genlere ilişkin ilk çalışma sonuçları gelecekteki çalışmalar açı¬sından araştırmacılara umut veren genler olarak belirlenmiştir. Bu yazıda OKB'ye ilişkin aile, ikiz, segregasyon, bağlantı ve aday gen çalışmaları gözden geçirilmektedir.Item Pnömokok infeksiyonları ve korunma(2006) Özlem TÜNGERStreptococcus pneumoniae, menenjit, pnömoni ve septisemi gibi invaziv hastalıkların, otitis media ve sinüzit gibi solunum yolu infeksiyonlarının önemli bir nedenidir. Antimikrobiyal tedavideki yeni gelişmelere ve uygun izleme rağmen pnömokoksik infeksiyonların morbidite ve mortalitesi halen yüksektir. Bunun yanısıra penisilin ve diğer kullanılan antibiyotiklere karşı direnç tüm dünyada önemli bir sorundur. Bu nedenle, son yıllarda pnömokoksik infeksiyonlardan korunma konusuna olan ilgi yoğunlaşmıştır. Bu yazıda, pnömokoksik infeksiyonlar, infeksiyon gelişiminde rol oynayan konak savunma mekanizmaları ve bakteriyel virülans faktörleri, kullanımda olan ve yeni geliştirilen pnömokok aşıları ve aşı stratejilerindeki yeni gelişmeler tartışılmıştır.Item Atipik antipsikotiklere bağlı gelişen diyabetin mekanızması(2007) Fatma YURTSEVER; Ayşen Esen DANACI; Artuner DEVECİYapılan araştırmalar ve olgu bildirimleri yeni kuşak antipsikotik kulla nımıyla diyabet gelişiminin çok daha fazla olduğunu göstermektedir. fiizofreni hastalığı olan bireylerde genel populasyondan 2-3 kat daha fazla oranda diyabet görülmektedir. Yeni kuşak antipsikotik ilaçlar ile diyabet ve buna bağlı kardiyovasküler hastalık riskinin artması ise ka fa karıştırmaktadır. fiizofreni hastalığı olan bireylerde yeni kuşak antip sikotik kullanımıyla diyabet başlama yaşı 40’ın altına inmiştir. Bu ilaç ların nasıl diyabet yaptıkları ile ilgili mekanizmalar çok açık olmasa da bir takım hipotezler öne sürülmektedir. Bunlar: dopamin reseptör an tagonizması, kilo alımına yol açmaları, histamin 1 ve 5-HT2A ya da 5- HT2C reseptör antagonizmaları ve kilo alımından bağımsız olarak se rum leptininin yükselmesi, insülin direncine yol açmaları ve pankreas üzerine olan etkileridir. Yeni kuşak antipsikotiklerin diyabetojenik etki leri ve bu etkinin altında yatan mekanizmaları derledik.Item Serum brain-derived neurotrophic factor levels in pain syndromes: A comparative study with major depression(2008) Ömer AYDEMİR; Ayşen Esen DANACI; Altuner DEVECİ; AYŞE BEYHAN LALE CERRAHOĞLU; E. Oryal TAŞKIN; Fatma TANELİ; Deniz SELÇUKİAmaç: Bu çalışmada, ağrılı semdromların ortaya çıkmasında stresin rolünün araştırılması amacıyla migren ve fibromiyalji tanılı hastaların serum Beyin-türevli Nörotrofik Faktör (BDNF) düzeyleri depresif hastaların ve sağlıklı kontrollerin düzeyleri ile karşılaştırılmıştır. Yöntem: Önceden herhangi bir psikiyatrik tanısı olmayan ve antidepresan tedavi kullanmamış olan 27 migren tanılı hasta ve 19 fibromiyalji tanılı hasta çalışmaya alınmıştır. Depresyon grubuna ise en az sekiz haftadır antidepresan tedavi kullanmayan major depresif bozukluk tanılı 24 hasta dahil edilmiştir. Bu grupta da depresyona eşlik eden başka bir birinci eksen tanısı olan hasta yoktur. Herhangi bir psikiyatrik tanısı bulunmayan ve psikiyatrik tedavi kullanmamış olan 26 sağlıklı denek kontrol grubunu oluşturmuştur. Tüm gruplardaki deneklerin depresyon ve diğer eksen I tanılarının değerlendirlmesi için DSM- IV için Yapılandırılmış Klinik Görüşme Kılavuzu (SCID-I) kullanılarak tanısal görüşme yapılmıştır. Deneklerin depresyon şiddetinin belirlenmesi için Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği (HAM-D) kullanılmıştır. Migren tanısı için Uluslararası Başağrısı Birliği’nin belirlediği ölçütlere göre konmuştur. Fibromiyaljı tanısı için ise American College of Rheumatology ölçütleri kullanılmıştır. Fibromiyalji ve migren hastalarında ağrı şiddeti visual analogue scale (VAS) ile değerlendirilmiştir. BDNF ölçümü için serum örneği -70°C derecede saklanmış ve kit ile beraber verilen Block ve Sample solüsyon ile dilüe edildikten sonra ELISA Kit (Promega; Madison, WI, ABD) ile çalışılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, serum BDNF değerlerinin ortalamalarının kıyaslanması için Kruskal Wallis testi uygulanmıştır. Serum BDNF düzeylerinin yaşla ilişkisinin değerlendirilmesinde Spearman sıralı korelasyon testi, cinsiyetle ilişkisinin değerlendirilmesinde Bonferroni düzeltmeli Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Serum BDNF düzeylerinin HAM-D ve VAS puanları arasındaki ilişkinin test edilmesi için Spearman sıralı korelasyon testi uygulanmıştır. Bulgular: Depresyon grubunun serum BDNF düzeyleri (21.2±11.3 ng/ml), migren grubunun (32.2±10.1 ng/ml), fibromiyalji grubunun (30.7±8.9 ng/ml) ve kontrol grubunun (31.4±8.8 ng/ml) düzeylerinden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p<0.0001). Migren, fibromiyalji ve kontrol grupları arasında serum BDNF düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Serum BDNF düzeyleri ile, yaş ve cinsiyet arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktur. Ağrılı sendromlarda HAM-D ve VAS puanları ile serum BDNF düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon olmadığı görülmüştür (sırası ile r= 0.085; p= 0.579 ve r= 0.191; p= 0.204). benzer şekilde depresyon grubunda da serum BDNF düzeyleri ile HAM-D puanları arasında anlamlı bir ilişki yoktur (r= 0.122; p= 0.579). Sonuçlar: Ağrılı sendromlar stres ile ilişkilendirilse bile, bu çalışmada, stresin bir belirteci olan serum BDNF düzeyi bu görüşü desteklememiştir. Bu durumun nedeni fibromiyalji veya migren gibi ağrılı sendromlarda serum BDNF düzeylerinin periferik trombosit işlevlerindeki değişimlerden etkilenmesi olabilir. Öte yandan belli bir düzeyde kalan kronik stres durumlarından serum BDNF düzeylerinin etkilenmiyor olması da bu durumda rol oynamış olabilir.Item Mirtazapine combination in treatment-resistant major depressive disorder: A retrospective evaluation of six weeks(2009) Ömer AYDEMİR; Artuner DEVECİ; E. Oryal TAŞKINAmaç: Yeterli süre ve dozda tedaviye karşın, majör depresif bozukluğu bulunan hastaların yaklaşık üçte biri tedaviye yanıt vermemektedir. Önceki çalışmalarda, yeterli doz ve süreyle en az iki farklı sınıftan antidepresan tedaviye yanıt alınamayan tedaviye dirençli hastalarda mirtazapin ekleme tedavisi etkili olduğu bildirilmiştir. Bu çalışmada, tedaviye dirençli majör depresif bozukluğu olan hastalarda mirtazapin ekleme tedavisinin etkisinin geriye dönük kayıt taraması yöntemiyle ortaya konması amaçlanmıştır.Yöntem: Ağustos 2004 ile Temmuz 2005 tarihleri arasındaki dönemde tedaviye dirençli major depresif bozukluk tanısı konmuş hastaların dosyaları seçilmiştir. Hastaların değerlendirilmesinde, Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği (HAM-D) ve Klinik Global İzlenim (KGİ) kullanılmıştır. Yan etki değerlendirilmesinde hastanın bildirimi dikkate alınmıştır. Daha önceden iki ayrı gruptan antidepresan tedaviye yanıt vermeyen (HAM-D değerlendirilmesinde <%50 belirti azalması) yatarak ya da ayaktan majör depresif depresif bozukluğu bulunan 43 hasta çalışma için değerlendirilmiştir. Araştırmaya alma ölçütlerine uyan 43 hastadan, verileri tam olan 39 hasta değerlendirilmeye alınmıştır. Hastalardan 18 (%41.9)’i venlafaksin, 25 (%58.1)’i ise SSRI (15 sitalopram, 6 sertralin, 4 paroksetin) kullanmaktadır.Bulgular: Araştırma grubunun yaş ortalaması 42.2±12.9’dur ve %74.4’ü (s=32) kadındır. Altı haftalık değerlendirme sonunda HAM-D puanı 23.1±5.1’den 7.3±5.6’ya düşmüştür ve 21 (%53.8) hastanın remisyon (HAM-D<7) elde ettiği belirlenmiştir. Başlangıçtaki antidepresan ilaç tedavisi göz önüne alındığında, venlafaksin kullanan hastalar, seçici serotonin gerialım inhibitörü (SSRI) kullanan hastalara göre daha yüksek oranda remisyon elde etmişlerdir. Hastaların 12 (%27.9)’sinde çalışma sırasında yan etki gözlenmiştir ve yan etkilerin başında 8 hastada ortaya çıkan kilo alma gelmektedir. Yan etki nedeniyle çalışma dışı bırakılan hastalardan birisinde neden kilo alma iken, diğerinde anksiyete ve ajitasyondur.Tartışma: Mirtazapin ekleme tedavisi, tedaviye dirençli majör depresif bozuklukta etkili ve iyi tolere edilen bir seçenektir. Başlangıç ilacı venlafaksin olduğunda, bu ekleme tedavisinin etkisi daha da artmaktadırItem Serum brain-derived neurotrophic factor (BDNF) levels in schizophrenic patients with depressive sypmptoms: A preliminary study(2009) AYŞEN ESEN DANACI; Ömer AYDEMİR; Artuner DEVECİ; Fatma TANELİ; Oryal TAŞKINAmaç: Yapılan klinik ve hayvan çalışmalarından elde edilen sonuçlar şizofreninin nörogelişimsel, nörodejeneratif ve dopamin hipotezlerini desteklemektedir bu da beyin türevli nörotrofik faktörü (BDNF) şizofreninin patofizyolojisini açıklamada aday moleküllerden biri haline getirmiştir. Bu çalışmanın amacı depresyonu olan şizofreni hastalarında BDNF düzeylerini araştırmak ve bu değerleri major depresyonlu hastalar ve kontrol grubuyla karşılaştırarak şizofrenide görülen depresif belirtilerin doğasını anlamaktır.Yöntem: Depresif belirtileri bulunan 8 şizofreni hastasının (ŞD) BDNF düzeyleri iki farklı kontrol grubuyla karşılaştırılmıştır. Birinci grup major depresyonlu (MD) hastadan (n=24), ikinci grup ise sağlıklı kontrollerden oluşmuştur (n=26).Bulgular: ŞD grubunun BDNF düzeyleri kontrol grubuna benzer bulunurken MD grubunun BDNF düzeyleri her iki gruptan da istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur.Sonuç: Depresif belirtileri olan şizofreni grubuyla major depresyon grubunun BDNF düzeyleri arasındaki farklılık bu iki bozukluğun farklı etiyolojileri olduğu hipotezini destekler niteliktedir.Item Türkiye’de bitkisel ilaçlara bakış(2009) Necdet ÖZBİLGİN; Hüseyin ATABAY; Ö. Aslan KALAFATÇILAR; O. Murat KOÇTÜRKİnsanların karşılaştığı en önemli sorunların başında hastalıklar gelmektedir. Kısaca sağlık sorunları olarak da adlandırılan bu hastalıkların tedavisi için önemli ölçüde sentetik ilaçlar kullanılmaktadır. Sentetik ilaçların fiyatlarının yüksekliği ve çeşitli yan etkilerinin olması, son zamanlarda halkın bitkisel ilaçlara olan talebini ciddi bir şekilde arttırmıştır. Bu araştırma, Türkiye’de halkın bitkisel ilaçlara bakışını tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Türkiye’de seçilen 28 ilde yapılan 1053 posta surveyi verilerinden elde edilen bilgiler ışığında değerlendirilmiştir. Tesbit edilen çeşitli kriterlere göre, araştırmadan şu sonuçlar alınmıştır: 645 kişinin bitkisel ilaç kullandığı, bunların % 79’unun olumlu sonuçlar aldığı saptanmıştır. Hekim reçetesi dışında bitkisel ilaç kullanımı, okur-yazar olmayan gurupta %55.10 ile en yüksek oranı alırkan, ilkokul mezunlarında bu oran % 47.11 olarak en düşük düzeyde bulunmuştur.Item Effect of citalopram versus escitalopram on quality of life in the treatment of the acute phase of major depressive disorder: a comparative, open-label study(2011) Ömer AYDEMİR; Hakan ERGÜN; Sermin KESEBİR; Haldun SOYGÜR; Cankat TULUNAYAmaç: Major depresif bozuklukta tedavi ile belirtilerde düzelme elde edilirken, hastaların işlevselliklerinin ve öznel yaşam kalitelerinin de geliştirilmesi hedeflenmektedir. Bu çalışmada major depresif bozukluk tanısı konmuş hastalarda sitalopram ve essitalopram tedavilerinin karşılaştırmalı olarak yaşam kalitesi üzerine etkisini değerlendirmek ve ayrıca tedavi sonucunda düzelen hastalarda normal toplum değerleri ile karşılaştırmak amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma psikiyatri polikliniğine başvuran ve major depresif bozukluk tanısı konan 74 hasta ile yürütülmüştür. Sitalopram grubunda hastaların yaş ortalaması 40.6 olarak bulunmuştur ve 24ü (%63.5) kadındır. Essitalopram grubunda ise hastaların yaş ortalaması 38.6 olarak elde edilmiştir ve kadın oranı %62.2 olarak saptanmıştır. Hastalık süresi sitalopram grubunda 3.19 yıl, essitalopram grubunda 3.49 yıldır. Sitalopram grubunda hastaların %54.1inde tek dönem varken, bu oran essitalopram grubunda %81.1 olarak gözlenmiştir. Hastaların depresyon şiddeti Hamilton Depresyonu Derecelendirme Ölçeği (HAM-D) ile belirlenmiş, yaşam kalitesinin incelenmesi amacıyla Kısa Form-36 (SF-36) ve EuroQol-5D (EQ-5D) ölçekleri uygulanmıştır. Tedavide randomize olarak grubun yarısına sitalopram ve diğer yarısına essitalopram uygulanmıştır ve hastalar 2., 4. ve 6. haftalarda değerlendirilmiştir. Tedavide başlangıç dozu sitalopram için 20 mg/ gün, essitalopram için 10 mg/gün olarak belirlenmiştir. Tedaviye yanıt olarak HAM-D ile değerlendirilen depresyon şiddetinde başlangıç puanına göre %50 azalma ve düzelme olarak ise HAM-D≤7 kabul edilmiştir. İkinci haftadan itibaren HAM-D puanı %25 oranında azalma göstermeyen hastalarda tedavi ilacının dozu %50 arttırılmıştır. İstatistiksel değerlendirmede normal dağılıma uyan grupta T Testi, normal dağılım göstermeyen grupta ise Mann-Whitney U Testi uygulanmıştır. Ayrıca sağlanan düzelmede etki büyüklüğünü göstermek amacıyla Cohen d etki büyüklüğü hesaplanmıştır. Bulgular: Hastaların altı hafta sonunda kullandıkları ortalama ilaç dozları sitalopram için 24.6 mg/gün ve essitalopram için 11.8 mg/ gün olarak elde edilmiştir. Tüm hastalar tedaviye yanıt vermiş olup remisyon oranı (HAM-D≤7) %63.5tur. Yanıt veren ve remisyona ulaşan hasta oranları açısından sitalopram ve essitalopram grupları arasında istatistiksel farklılık saptanmamıştır. Yaşam kalitesi ölçümlerinde, SF-36 ve EQ-5D ölçeklerinin tüm alt ölçeklerinde dördüncü haftadan itibaren istatistiksel olarak anlamlı düzelme gözlenmiştir. Her iki ilaç grubu karşılaştırıldığında yaşam kalitesi değişkenleri açısından herhangi bir farklılık saptanmamıştır, ancak ikinci haftada essitalopram grubunda daha fazla sayıda yaşam kalitesi değişkeninde düzelme elde edilmiştir. Her ne kadar altıncı haftanın sonunda hastalarda istatistiksel olarak anlamlı düzelme elde edilmiş olsa bile, bu düzelmenin etki büyüklüğü orta düzeydedir. Her iki ilaç grubundan remisyona giren hastalarda (n=53) toplum standart değerleriyle karşılaştırıldığında, SF-36 ölçeğinin fiziksel rol güçlüğü, genel sağlık algısı, sosyal işlevsellik ve emosyonel rol güçlüğü alt ölçekleri anlamlı olarak düşüktür. Tedavinin sonunda yineleyici depresyonu olan hastalarda yaşam kalitesi yönünden daha fazla bozulma saptanmıştır. Sonuç: Hastalarda akut dönem tedavisinde sitalopram ile essitalopram arasında yaşam kalitesinde düzelme yönünden anlamlı farklılık yoktur. Yaşam kalitesi ve psikososyal işlevsellik açısından ölçek puanlarında düşme elde edilmekte ancak normal düzeye dönme sağlanamamaktadır.Item Comparative validity and reliability study of the $QIDS-SR_{16}$ in Turkish and American college student samples(2011) Vedide TAVLI; Şeref TAN; Talat TAVLI; Ira H. BERNSTEIN; Kurtuluş ÖNGEL; Haluk MERGENAmaç: Öğrenci ağırlıklı Türk örneklemine uygulanan Türkçe’ye çevrilmiş 16 maddelik Hızlı Depresif Belirti Envanteri-Özbildirim Formu’nun (HDBE16-ÖF): a) Amerikalı üniversite öğrencilerine uygulanan orijinal Amerikan versiyonu ($QIDS-SR_{16}-US$) ve b) aynı Türk öğrenci örnekleminde Beck Depresyon Envanteri-II (BDI-II) ile karşılaştırılarak geçerlik ve güvenirliğinin ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışmamız Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri arasında yapılan bir kültürlerarası geçerlilik çalışmasıdır. Metod: Uludağ Üniversitesi yerleşkesi Aile Sağlığı Merkezi’ne ayaktan başvuran öğrenci ağırlıklı 626 hastaya; www.ids-qids.org adresinden ulaşılabilen ve kısmen modifiye edilerek Türkçe’ye çevrilen $HDBE_{16}$-ÖF ve BDI-II testleri uygulandı. Ayrıca Güneybatı Teksas Üniversitesi’nde HDBE16-ÖF envanterinin İngilizce orijinal versiyonu olan $QIDS-SR_{16}-US$ 584 öğrenciye uygulanmıştır. Betimleyici istatistik, klasik açıklayıcı faktör analizi ve madde tepki kuramı analizleri, SAS ve MPlus istatistik programları ile yapılmıştır. Bulgular: Türk deneklerin ortalama yaşı 21,1±2,16 (standart sapma) olup %67,8’i kadındı. Türk öğrencilerin aile içi depresyon öyküsü: annede %29, babada %8, kardeşte %14, kendisinde %16 ve akrabada %5 olarak bulundu. Amerikalı deneklerden 225 olguda hiç yaş belirtilmemiş haldeyken ortalama yaş 20.0±3,5 (standart sapma) ve tüm deneklerin %63,6’sı kadın olarak saptandı. $HDBE_{16}$-ÖF’nın madde ortalaması 6,94±4,85 (standart sapma) bulundu. $HDBE_{16}$-ÖF’ün iç tutarlılık katsayısı (Cronbach α) 0,78 idi ve ortalama madde-toplam korrelasyon katayısı 0,47 (0,33- 0,61) bulundu. $QIDS-SR_{16}-US$’nin kaşılaştırılabilir madde ortalaması 6,09±3,76, Cronbach α 0,74, madde-toplam korrelasyon katsayısı 0,43 (0,24-0,54) olarak bulundu. Hem $HDBE_{16}$-ÖF hem de $QIDS-SR_{16}-US$ tek boyutlu iken BDIII tek boyutlu olarak bulunmadı. $HDBE_{16}$’ün ve $QIDS-SR_{16}-US$’un madde-total korelasyon ortalaması birbirine benzerdi. BDI-II ile $HDBE_{16}$-ÖF arasındaki korelasyon katsayısı 0.72 bulundu, bu değer disattenüe edildiğinde 0.90’a çıkmaktaydı. Çoklu grup doğrulayıcı faktör analizi $HDBE_{16}$-ÖF ve $QIDS-SR_{16}-US$’un aynı faktör yüküne sahip olduğu farklı değişik eşiklerinin olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu durum depresyon düzeyinde grup farklılıklarını ortaya koymaktadır. Türk deneklerin, Amerikalı deneklerden farklı olarak daha fazla depresyon geçirdikleri söylenebilir. Ayrıca $HDBE_{16}$-ÖF ve BDI-II’nın skorları birbirlerine eşitlenmiştir. Tartışma: $HDBE_{16}$-ÖF’ün, hem Türkiye hem de Amerika Birleşik Devletleri’nde depresyon tanısı için çok sık kullanılan BDI-II testi gibi iyi psikometrik özellikleri ve yapısal geçerliliği olduğu saptanmıştır. Pek çok ortamda $HDBE_{16}$-ÖF’ün kullanılmasını önermekteyiz.Item Parazitlerin alternatif tedavi yöntemi olarak kullanımları(2012) Kor YERELİSon yıllarda gelişen endüstri ve teknolojiyle birlikte bağışıklık sistemiyle ilgili hastalıklarda bir artış yaşanmaktadır. Özellikle hijyen ve sanitasyon kavramlarını bir yaşam biçimi haline getiren toplumlarda inflamatuar barsak hastalığı, multiple skleroz ve astım benzeri hastalıklarda bu artış belirgindir. Sanitasyonun artması parazitik hastalıklarda ise belirgin bir düşüşü beraberinde getirmiştir. Oysa yapılan epidemiyolojik çalışmalarda özellikle sestodlarla infekte kişilerde daha az immun sistem hastalıklarına rastlanmıştır. Farelerde yapılan çalışmalarda da helment infeksiyonuna sahip farelerin kolit, ensefalit, tip 1 diyabet ve astım gibi hastalıklara yakalanmadıkları gözlenmiştir. Benzeri klinik çalışmalarla da helment verilmesinin ülseratif kolit ve Crohn hastalığının aktivitesinde azalmaya neden olduğu gösterilmiştir. Bu makalede helmentlerle immun yanıt hastalıkları arasındaki ilişkinin tedavi edici düzeylerde olma olasılıklarını araştıran çalışmalar derlenmiştir. Ancak bu konuda hâlâ çok sayıda araştırmaya ihtiyaç bulunmaktadır.Item Reliability and validity of subjective well- being under neuroleptics scale-short form , Turkish version(2012) Ozan PAZVANTOĞLU; Ömer Faruk ŞİMŞEK; Ömer AYDEMİR; Gökhan SARISOY; Işıl Zabun KORKMAZ; Sema MOR; Ömer BÖKE; Alp ÜÇOKAmaç: Antipsikotik tedavisi altındaki hastaların özneliyilik hali ölçeği, antipsikotik ilaç kullanan şizofreni has-talarının iyilik hallerini, onların psikotik belirtilerindenbağımsız olarak değerlendiren bir öz bildirim ölçeğidir.Bu çalışmada bu ölçeğin Türkçe versiyonunun geçerlikve güvenirliğinin yapılması amaçlanmıştır.Yöntem: Türkçeye çevirisi yapılan ve 103 şizofrenihastasına uygulanan ölçeğin güvenirlik analizi içinCronbach alfa katsayısı hesaplanmıştır. Kriter geçerliliğiiçin eş zamanlı uygulanan referans ölçeklerle (ŞizofreniHastalarında İşlevsel İyileşme Ölçeği, Dünya SağlıkÖrgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu) korelasyon-lara bakılmıştır. Yapı geçerliliği için ise açıklayıcı vedoğrulayıcı faktör analizleri yapılmıştır.Bulgular: Ölçeğin Türkçe versiyonunun yüksek güve-nirlik katsayısına (0.881) sahip olduğu bulunmuştur.Toplam skor açısından çalışmada kullanılan diğerölçeklerle korelasyonu orta-iyi derecededir. Buna karşın Türkçe versiyonun faktör analizi sonuçları ölçeğin orjinal alt boyutlarıyla uyumsuz bulunmuştur.Sonuçlar: Bulgularımız, antipsipikotik ilaç kullananşizofreni hastalarının öznel iyilik hallerinin değerlendi-rilmesinde bu ölçeğin Türkçe versiyonunun geçerli vegüvenilir bir araç olduğunu göstermektedir. Öte yandanülkemizde yapılacak çalışmalarda ölçeğin sadece top-lam skorunun kullanılması önerilir.Item Vankomisine dirençli enterokok infeksiyonlarının tedavisinde eski ve yeni tedavi seçenekleri(2012) Özlem TÜNGERVankomisine dirençli enterokoklar (VRE) özellikle yoğun bakım ve immünsüprese hastalarda önemli bir hastane kaynaklı infeksiyon nedenidirler. Hem mortalitesi ve maliyeti yüksek hem de tedavisi zor infeksiyonlara neden olurlar. VRE infeksiyonlarında kullanılabilecek en iyi tedavi yöntemi tam olarak belirlenememiştir. Klinik veriler daha çok olgu raporları, hayvan deneyleri ve uzman görüşlerine dayanmaktadır. Bu yazıda VRE infeksiyonlarında kullanılabilecek eski ve yeni tedavi seçenekleri gözden geçirilmiştir.Item Manisa il merkez eczanelerinde çalışan eczacı ve kalfaların acil kontrasepsiyon konusunda bilgi ve uygulamaları(2012) Ayten TAŞPINAR; M. Büşra ÖZTEKE; Bilgin Kıray VURAL; Ayden ÇOBAN; Elvan ÖNTÜRKAMAÇ: Çalışma, eczanelerin aile planlaması (AP) hizmetlerindeki rolünü ve eczacı ve kalfaların acil kontrasepsiyon (AK) konusunda bilgi ve uygulamalarını saptanmak amacıyla yapılmıştır. YÖNTEM: Araştırma evrenini 2008 yılında Manisa eczacı odasına kayıtlı 113 eczane oluşturmuş ve tüm eczaneler çalışmaya alınmıştır. Araştırmaya 47 eczacı, 88 kalfa katılmayı kabul etmiştir. Tanımlayıcı olarak planlanan araştırma, Mart-Haziran 2008 tarihlerinde, anket formu kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile yapılmıştır. BULGULAR: Eczacı ve kalfalar tarafından eczanelerinden en çok kombine haplar (%46.8 ve %44.5) ve kondom (%41.5 ve %42.7) talep edilen yöntemler olarak belirtilmiştir. Eczacıların %48.9’inin, kalfaların %33’inin talep edilen AP yöntemlerinin kullanımı hakkında müşterilerine bilgi verdikleri, kullanım başarısızlığı durumunda ne yapmaları/nereye başvurmaları konusunda ise eczacıların %38.3’ünün, kalfaların %23.9’unun bilgi verdiği saptanmıştır. Eczacıların %91.5, kalfaların %95.5’i eczanelerinde AK amaçlı ilaçların bulunduğunu belirtmişlerdir. Eczacıların %61.7’sinin, kalfaların %28.4’ünün AK ile ilgili bilgilerinin olduğu, eczacıların %61.7’sinin, kalfaların %52.3’ünün AK yöntemleri doğru tanımlayabildikleri, eczacıların %68.1’inin, kalfaların %70.5’inin AK hapların alınma zamanına doğru yanıt verdikleri saptanmıştır. Eczacıların %68.1’i, kalfaların % 45.5 AK için kullanılan hapların yan etkilerinin olabileceğini, eczacıların %27.6’sı kalfaların %23.9’u AK yöntemlerinin düşüğe neden olabileceğini, eczacıların %14.9’u, kalfaların %25’i AK yöntemlerinin CYBE karşı koruyucu olduğunu veya bu konuda bilgilerinin olmadığını, eczacıların %12.8’i, kalfaların %9.1’i gebelik oluştuktan sonrada etkili olabileceğini belirtmişlerdir. Eczacıların %53.2’sinin, kalfaların % 48.9’unun AK konusunda daha önce bilgi aldıkları saptanmıştır. SONUÇ: Eczacı ve kalfalarının müşterilerine AP konusunda yeterli danışmanlık yapmadıkları, AK konusunda bilgi düzeylerinin düşük ve yanlış bilgilere sahip oldukları saptanmıştır. AK konusunda hizmet ve danışmanlık verebilmeleri için eczacı ve kalfalara yaygın hizmet iç eğitim programları düzenleyip bu programlara katılımın teşvik edilmesi gerektiği kanısına varılmıştır.Item İntravenöz kateter infeksiyonları: Sorunlar ve çözümler(2013) Özlem TÜNGER; Mustafa TİRELİİntravenöz kateterler günümüz tıp pratiğinde değişik amaçlara yönelik olarak çok yaygın bir şekilde kullanılmaktadırlar. Bunların kullanımı sırasında görülebilen en önemli komplikasyonlardan birisi kateterle ilişkili kan dolaşımı infeksiyonlarıdır. Bu infeksiyonlar sağlık bakımıyla ilişkili infeksiyon nedenlerinin başında gelmektedirler. Hem morbidite ve mortalitesi hem de maliyetleri çok yüksek infeksiyonlardır. Bu derlemede kateterle ilişkili kan dolaşımı infeksiyonlarında karşılaşabileceğimiz sorunlar ve çözüm önerileri irdelenmiştir.Item The impact of psychotropic drugs on psychosocial functioning in bipolar disorder(2014) Ömer AYDEMİR; Pınar AYDIN ÇETİNAY; Demet OYECKİN GULEC; Şeref GÜLSEREN; Gulperi KOYBASI PUTGUL; Hasan ŞAHİNAmaç: İki uçlu bozuklukta hastalar düzelmiş olsalar bilepsikososyal işlevsellik tam olarak kazanılamamaktadır.Kalıntı depresyon belirtileri, geçirilen dönem sayısı gibi klinik etkenler neden olmaktadır. Hastaların kullandığı ilaç tedavilerinin nasıl bir etki oluşturduğu yeterince araştırılmamıştır. Bu araştırmada amaç kullanılan ilaç tedavisi modalitelerinin düzelmiş iki uçlu bozuklukhastalarında psikososyal işlevsellik üzerine etkisinibelirlemektir.Yöntem: Araştırma iki uçlu bozukluk tanısı konmuş 108 hasta ile yürütülmüştür. Tüm hastalar düzelmiştir vedüzelme durumları ölçeklerle belirlenmiştir. Hastalardaişlevselliğin değerlendirilmesinde Kısa İşlevsellik Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır ve özerklik, mesleki işlevsellik, bilişsel işlevsellik, mali konular, kişiler arasıilişkiler ve boş zaman etkinlikleri boyutlarını içermektedir.Hastaların kullandıkları ilaç tedavisi modaliteleriduygudurum dengeleyici (DDD) ve duygudurumdengeleyici ve ikinci kuşak antipsikotik ilaçların birlikte(DDD+İKA) kullanılmasından oluşmaktadır. İstatistiksel analizde, çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Hastaların %38 (s=41)’i tedavide sadece duygudurum dengeleyici kullanırken, geri kalan 67 hasta (%62) duygudurum dengeleyiciye ek olarak ikinci kuşak antipsikotik kullanmaktadır. Çoklu regresyon analizinde, psikososyal işlevsellik ile ilgili boyutların herbiri için kurulan modelde özerklik, kişilerarası ilişkiler veboş zaman etkinlikleri boyutunun yer aldığı modelleristatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur ve HAM-D puanı ile DDD+İKA kullanılması bu boyutları olumsuzetkilemiştir.Sonuç: Kalıntı depresyon belirtilerinin yanı sıra tedavide bulundurulan ikinci kuşak antipsikotik ilaçların psikososyal işlevsellik üzerine olumsuz etkisi bulunmaktadır.Item Body mass index and sexual dysfunction in males and females in a population study(2014) Hasan KARADAĞ; Özgür ÖNER; Akfer KARAOĞLAN; Sibel ÖRSEL; AHMET UĞUR DEMİR; Hikmet FIRAT; Derya KARADENİZ; Murat AKSU; Sadık ARDIÇ; ZEYNEP ZEREN UÇAR HOŞGÖR; Serhan SEVİM; Hikmet YILMAZ; Oya İTİLObezite ile cinsel işlev bozukluklarının ilişkisi karmaşıktır ve tam olarak açıklığa kavuşmamaıştır. Önceki çalışmaların birçoğu küçük örneklemlerle gerçekleştirilmiştir ve birçok olası değişken kontrol edilmemiştir. Çalışmanın amacı, ulusal olarak temsil edici bir örneklemde yaş, kardiyovasküler sorunlar, diyabet, hipertansiyon, tiroid hastalıkları, uyku bozuklukları, anksiyete ve depresyon değişkenlerinin kontrol edilmesinden sonra, vücut kitle indeksi (VKI) ile şu andaki cinsel işlev bozukluklarının ilişkisinin kadın ve erkeklerde incelenmesidir. Örneklem 4162 olguyu içermektedir (2081 kadın ve 2081 erkek). Erkeklerde en sık raslanan cinsel işlev bozukluğu prematür ejekulasyon (8.8%) iken kadınlarda hipoaktif cinsel istek (13.9%) olarak saptanmıştır. Tek değişkenli analizler erkeklerde hipoaktif cinsel istek ve ereksiyon disfonksiyonunun; kadınlarda ise hipoaktif cinsel istek, cinsellikten zevk almama ve cinsel ağrı yakınmalarının obezite ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Çok değişkenli analizler ise yaşın her iki cinsiyette de hemen hemen bütün cinsel işlev bozuklukları ile ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Aktif cinsel yaşam olmaması, hipoaktif cinsel istek, cinsellikten zevk almama ve ereksiyon bozukluğu riskleri diyabetik erkeklerde daha yüksek bulunmuştur.Kadınlarda depresyon ve anksiyete belirtileri bütün cinsel işlev bozuklukları ile yakın bir ilişki gösterirken, erkeklerde hipoaktif cinsel istek, ereksiyon disfonksiyonu ve prematür ejekulasyon ile ilişkilidir. Her iki cinsiyette de diğer değişkenler kontrol edildikten sonra VKİ cinsel sorunlarla ilişkili değildir. Bu bulgular, obezite ile cinsel işlev bozuklukları arasındaki ilişkinin diğer faktörlerin etkisiyle ortaya çıkabileceğini düşündürmektedir.Item The associations between endogenous oxytocin levels and emotion recognitio in bipolar disorder(2015) Cumhur TAŞ; Elliot C. BROWN; Ece ONUR; Ömer AYDEMİR; Martin BRUNEObjective: Recent studies in patients with Bipolar Disorder (BD) have revealed problems inemotion recognition, specifically for negative emotions, which have been subsequently relatedto amygdala activity. Previously, the prosocial neuropeptide oxytocin has been shown to beone hormone that alters emotion perception capacities and modulates amygdala response.Accordingly, the aim of this study was to see if plasma oxytocin levels have specific effects onpredicting emotion recognition patterns in BD.Methods: Twenty-eight remitted BD patients were recruited for this study and the ViennaEmotion Recognition Task was given. In addition, blood samples were collected for plasmaoxytocin analysis.Results: Strong associations were found between fearful emotions and basal oxytocin levels,which were supported by a stepwise regression analysis. Patients with higher levels of basaloxytocin also exhibited greater recognition of fearful emotions.Conclusions: The relationship between recognition of fearful faces and individual endogenousoxytocin levels may contribute to explaining individual differences in social functioning andamygdala dysfunction in BD.Item Safety of psychotropic medications in pregnancy: an observational cohort study(2016) Zeynep ÖZTÜRK; Ercüment ÖLMEZ; Tuğba GÜRPINAR; ŞULE GÖK; Kamil VURALObjective: The question of harmfulness of the psychiatric drugs creates a major dilemma for pregnant women. The risks associated with prenatal psychotropic drug exposure are often overestimated. It is unclear that psychotropic medication or disorders themselves increase the risk of adverse pregnancy outcomes. The purpose of this study is to generate data about the safety of psychotropic drugs in pregnancy and maternal characteristics of the pregnant women exposed to these drugs. Method: An observational cohort study was performed. Pregnancy outcomes of 135 pregnancies after psychotropic drug exposure are compared to a control group of 275 pregnancies. Results: There were no statistically significant differences in rates of major malformations, miscarriages, and preterm deliveries between the two groups. However, the rate of elective abortions was higher in the exposed group compared to the control group (11.1% vs. 5.1%, respectively; RR 2.18; 95% CI: 1.09-4.39), and most of them were nulliparous (45.2%). The majority of the pregnant women did not smoke cigarettes and no alcohol consumption was reported in both groups. Conclusion: Our study showed that there was a tendency to terminate pregnancy among women exposed to psychotropic drugs. An accurate risk assessment about drug safety and informing pregnant women would help to prevent unnecessary terminations of pregnancies